Kutu Gündem

Kutu Gündem - Siyasi ve Politik Meseleler
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 PEKİ YA ŞU ANKİ YASALAR NE DİYOR?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 217
Kayıt tarihi : 20/11/10

MesajKonu: PEKİ YA ŞU ANKİ YASALAR NE DİYOR?   C.tesi Kas. 27, 2010 9:57 pm

Ağustos 2010 döneminde Yüksek Askeri Şura’nın (YAŞ’ın), “sicilleri terfi etmeye uygundur” notuyla bir üst rütbeye terfi ettirmek istediği Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu’nun terfi kararnameleri, haklarında “yakalama kararı bulunduğu” gerekçesiyle, Milli Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmamıştır. Yaş toplantılarının bitmesinin (4 Ağustos 2010) ardından, yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucu yakalama kararlarının kaldırılması (6 Ağustos 2010) üzerine, 3 komutanın terfi kararnameleri yeniden imzaya gönderilmiş; ancak, bir önceki “imzalamama” gerekçesinin ortadan kalkmış olmasına karşın, kararnameler ikinci kez, yine imzalanmayarak geri çevrilmiştir. Bu gelişme karşısında, komutanların kendi rütbelerinde kalmak koşuluyla bir üst görevlere vekaleten atanmaları önerilmiş ve bu öneri Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nca uygun görülerek imzalanmıştır. Böylece, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Jandarma Genel Komutanlığı Denetleme ve Değerlendirme Başkan Vekilliği’ne, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Harita Genel Komutan Vekilliği’ne ve Tuğamiral Abdullah Gavramoğlu da, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkan Vekilliği’ne atanmışlardır.
Bunun üzerine bu 3 komutan, kendilerinin “bir üst rütbeye terfi ettirilmemesine ilişkin idari işlem” hakkında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne (AYİM) dava açmışlar; bu idari işlemin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını istemişlerdir. AYİM, komutanlara ilişkin işlemin yürütmesini durdurmuştur.
AYİM’in verdiği yürütmeyi durdurma kararının gereğinin 60 gün içinde yapılması yasal zorunluluktur. Çünkü, AYİM Yasası’nın 63. maddesinde, “…yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararların icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye… mecburdur” denilmekte ve bu sürenin hiçbir biçimde “altmış günü geçemeyeceği” belirtilmektedir.
Yürütmeyi durdurma kararı karşısında Genelkurmay Başkanlığı, komutanların terfi kararnamelerini hazırlayarak İçişleri ve Milli Savunma bakanlıklarına göndermiştir. Ne var ki, yasal zorunluluk olmasına karşın, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar kararnameleri imzalamamışlardır. Bunun yerine, Başbakanlık, bakanlıklar aracılığıyla komutanların emekli edilmelerini Genelkurmay Başkanlığı’ndan istemiştir. Genelkurmay Başkanlığı da, yasal olmadığı savıyla bunu yerine getirmemiştir. Bunun üzerine komutanlar, İçişleri ve Milli Savunma bakanlarının işlemleriyle “açığa çıkarılmışlardır”. (“Açığa çıkarma” yasal ifadedir.)
Sayın Başbakan, İçişleri Bakanı’nın yaptığı işlem üzerine, daha Milli Savunma Bakanı bir işlem yapmadan, “Bakanlar yetkilerini kullanmışlardır” diyerek, yani “bakanlar” çoğul sözcüğüyle Milli Savunma Bakanı’nın da işlem yapacağını önceden söylemiş; böylece, açığa çıkarma talimatını kendisinin verdiğini dolaylı yoldan açıklamıştır.
Sayın Cumhurbaşkanı, yapılanlardan kendisine bilgi verildiğini açıklayarak, “yargı kararına karşın terfi ettirilmeme”, ve “açığa çıkarılma” işlemlerine katıldığını dolaylı olarak ifade etmiştir.
Komutanlar bu kez de “açığa çıkarma” işlemlerini dava konusu yapmışlar; AYİM’e başvurarak, bu işlemlerin iptalini ve yürütmesinin durdurulmasını istemişlerdir.
Genelkurmay Başkanlığı’nca 25.11.2010 günü yapılan yazılı açıklamadan; Genelkurmay’ın, 3 komutanın emekliliklerini bakanlıklar aracılığıyla isteyen Başbakanlığa, bunun yasal ve hukuksal olmayacağı gerekçesiyle direndiği, Başbakanlığın terfi kararnamelerini iki kez geri çevirdiği ve yürütmeyi durdurma kararına iki kez itiraz ettiği, her ikisinde de itirazın reddedildiği anlaşılmaktadır.
YASAYA KARŞI HİLE
Olanları böylece özetledikten sonra, açığa çıkarma işleminin “yasal” ya da “hukuksal” olup olmadığını irdeleyebiliriz. Kanımıza göre yapılan işlem ne yasal, ne de hukuksaldır. Açıklamaya çalışalım.
Bir işlemin yasal olabilmesi için, hiç kuşkusuz yasa kuralına uygun yapılmış olması gerekir. Yukarıda vurgulandığı gibi AYİM Yasası’nın 63. maddesinde açıkça, “yürütmeyi durdurma” kararının gereğinin en çok 60 gün içinde yapılması buyruklanmaktadır. Yürütmeyi durdurma kararının gereği, 3 komutanın bir üst rütbeye yükseltilmesine ilişkin işlemin yapılmasıdır. İdarenin bu konudaki yetkisi “bağlı yetkidir”; yani başka bir seçeneği yoktur.
İdare, Yasa’nın buyruğunu yerine getirmediğine göre, yasaya uygun iş yapmamıştır. Bu işlem yapılmayarak, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Yasası’nın 65. maddesi kullanılıp, generallerin açığa çıkarılmaları, “yasaya karşı hile yapılması” anlamına gelmektedir ki, bu, yapılan işlemi “yasal” kılmamaktadır. Kuşkusuz 926 sayılı Yasa’nın 65. maddesinde, “Haklarında ölüm veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir cürümden… dolayı kamu davası açılanlar mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler” denilerek bakanlara koşulları oluşmuşsa tüm askeri personeli açığa çıkarma yetkisi verilmiştir. Ama bu yetkinin, ortada bir yargı kararı varken, o kararın yerine getirilmemesi için kullanılması, açığa çıkarma işlemini yasal kılmaz; tam tersine “yasaya karşı hile” savını güçlendirir.
Konumuzda, eğer her iki yasa kuralı sırayla işletilseydi, bir “yasaya uygunluktan” söz edilebilirdi. Yani, yargı kararı uygulanıp generallere önce rütbe yükseltmesi yaptırılır; sonra da, eğer gerekli ise ve yasal koşullar varsa açığa çıkarılırlardı. Ancak o zaman da, adaletin tecellisi için, aynı davadan sanık diğer general ve subaylara da aynı işlemin yapılması gerekirdi.
Başbakan’ın ve Milli Savunma Bakanı’nın “her şey yasalar çerçevesinde yapılmıştır” açıklaması da, işlemi yasal kılmaya yetmemektedir.
YARGI KARARLARI BAĞLAYICIDIR
Yasal olmayan bir işlemin hukuksal olmadığı da açıktır. Üstelik, açığa çıkarma kararının, yürütmeyi durdurmaya ilişkin yargı kararını “etkisizleştirmek” “onu dolanmak” için alındığı apaçık ortadadır ki, bunu hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırmak olanaksızdır.
Çünkü, öğretiye ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre hukuk devleti; tüm organlarının eylem ve işlemleri hukuk kurallarına ve yargı denetimine bağlı olan, yurttaşlarına yani yönetilenlere en güçlü, en etkin ve en kapsamlı hukuk güvenliğinin sağlandığı devlettir. Hukuk devleti, çağdaş demokratik uygarlığın en önemli aşamalarından biridir.
Bu tanıma göre, hukuk devletinin üç önemli öğesi; hukuk kuralları (normlar), yargı ve hukuk güvenliği/güvencesidir. Devlet organlarının hukuk kurallarına bağlılığını ve yurttaşların hukuk güvencesini yargı sağlar. Bunun içindir ki, yargı kararları bağlayıcıdır. Yargı kararlarının etkisiz kılınması ya da dolanılmasını hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırmak olanaksızdır.
SÜREÇ HUKUKSUZ İŞLEDİ
Aslında, komutanların terfi ettirilmeme işlemi başından beri hukuka uygun yürütülmemiştir. Çünkü, bir kez, benzer davalarda yapılanın tersine, Balyoz davası iddianamesi, kısa sürede, YAŞ toplantısına çok az bir zaman kala (6 Temmuz 2010) tamamlanmış, iddianame kabul edilerek dava açılmıştır. Böylece, içlerinde görevde olan 28 general ve amiralin de bulunduğu 120 (görevde ya da emekli) subay sanık durumuna getirilmiştir. Olayın önemini kavrayabilmek için, bu general ya da amirallerden 11’inin, Ağustos 2010 YAŞ’ında bir üst rütbeye yükseltilmeyi beklediğini de anımsamak gerekir.
Balyoz davasında sanık durumuna gelmelerine karşın, Genelkurmay’ın bu general ve amiralleri terfi ettirmeye çalışması üzerine, YAŞ toplantılarının ikinci gününde, yasal koşulları bulunmamasına karşın, tüm Balyoz sanıkları hakkında, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nce “yakalama” kararı verilmesi dikkat çekici olmuştur. Yakalama kararına itirazın, YAŞ toplantıları sonuçlanıncaya kadar sonuçlandırılmaması, bir başka dikkat çekici yöndür.
Buna karşın, Genelkurmay, 3 komutanın terfi kararnamesini, “sicilleri terfi etmeye uygundur” gerekçesiyle imzaya sevk etmiş; ancak kararname, bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nca, “haklarında yakalama kararı var” gerekçesiyle imzalanmamıştır. YAŞ toplantıları tamamlandıktan sonra, “yakalama kararı” kaldırılınca, Genelkurmay bu kararnameleri yeniden imzaya göndermiş, ancak kararnameler yine imzalanmamıştır.
İşte bu olaylar, 3 komutanın terfisi konusunda sürecin hukuksal işlemediğini ortaya koymaktadır. Çünkü bu kadar tesadüfün bir araya geldiği olaylar zinciri sürecin hukuksallığı konusunda haklı kaygı yaratmaktadır. Bu hukuksuzluğun son halkası da “açığa çıkarma” kararları olmuştur.
Ayrıca, açığa çıkarma kararlarının zamanlaması ve yalnızca 3 komutan için alınması da dikkat çekicidir. Balyoz davası ile sanık durumuna düşürülen ya da haklarında yakalama kararı verilen diğer general ve subaylar hakkında, bu kararlar verildiğinde açığa çıkarma işlemi yapılmamıştır. İşlemin, yalnızca hakkını arayan komutanlar için ve AYİM kararından sonra yapılması, siyasal iktidarın AYİM kararını etkisiz kılma amacını ve hak arama özgürlüğüne bakış açısını da ortaya koymaktadır.
Son sözü söylersek; komutanlara ilişkin açığa çıkarma kararları yasaya ve hukuka uygun değildir.
Romalı düşünür Publio Cornelio Tacito’nun bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Kendi ordusunu taşıyamayan uluslar, başkalarının ordusunu taşımak zorunda kalırlar.” (Mehmet Türker, Sözcü, 26.11.2010)
Bülent Serim
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://kutugundem.yetkinforum.com
 
PEKİ YA ŞU ANKİ YASALAR NE DİYOR?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kutu Gündem :: Gündem :: Yazılar-
Buraya geçin: