Kutu Gündem

Kutu Gündem - Siyasi ve Politik Meseleler
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Neden Soru Sormuyoruz?-Süheyl BATUM

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 217
Kayıt tarihi : 20/11/10

MesajKonu: Neden Soru Sormuyoruz?-Süheyl BATUM   C.tesi Kas. 27, 2010 10:22 pm

Geçen gün “Genç Bakış” programında, Muharrem İnce çok haklı bir şey söylüyordu gençlere; “Soru sorun” diyordu. Gerçekten de inanın dostlar, her şey hiç soru sormamamızdan ve daha önce de sormamış olmamızdan kaynaklanıyor. Her şey… Kendi kendimize bile soru sormadık. Gerçi nasıl soralım? Esas işi bu olan gazeteleri ve gazetecileri bile görmüyor musunuz?

Hayır merak etmeyin “yandaş gazetelerden ve gazetecilerden” söz etmiyorum. Onların sormaması, daha doğrusu soramaması normal. Yoksa siz gerçekten de, her zaman söylediğim gibi, iktidarın, birilerinin televizyon ve gazetelerine el koyup, sonra da onu Başbakan’ın yakın arkadaşına ve damadına vermesini, onların parası çıkışmayınca da devlet bankasından yaklaşık “bir milyar dolar” vermesini tesadüfe mi bağlıyordunuz? Yoksa başka bir demokraside bu olayın bir benzerinin gerçekleşebileceğine ya da gerçekleştiğine inanıyor muydunuz? Beş yıl içinde gazetelerin ve televizyonların yüzde doksanının yöneticilerinin Başbakan onayı ile atanan “yandaş” olmalarını da tesadüf mü zannediyordunuz? Hayır, tabii ki hayır. O gazete, televizyon, gazeteci ve yorumcular yani kısaca “sözde aydınlar” ya da “yandaşlar”. Onlar zaten hiçbir şey sormasın diye üretildi.

Benim sözünü ettiğim “soru sormayanlar”, tarafsız(!) ya da liberal(!) olanlar. Hani bunlardan bir ekip, bundan birkaç yıl önce, Başbakan’a soru sormak üzere, karşısına çıkmışlardı. Ve bula bula “iki önemli soru” bulabilmişlerdi. Biri “Sayın Başbakanım, bir yerden kedi sesi geliyor, sizin mi, değil mi” sorusu idi. Diğeri de “Sayın Başbakanım, bilmem ne rengi koltuklar sizin zevkiniz mi, yoksa hanımefendinin mi” sorusu idi. Hatta ertesi gün yazılarını da bu “iki önemli soruya” ayırmışlardı da biz de yanıtlarını büyük bir merakla okumuştuk.

Bir örnek daha vereyim size, hatırlayacaksınız, yine Başbakan, bu çok değerli ve önemli “liberal gazetecilerden ve aydınlardan” birkaç tanesinin karşısına geçmişti. Hatırlarsınız, soru sorulmadan giden konuşmanın (gerçi bazı münafıklar bunlara monolog ya da beyin yıkama operasyonu bile diyorlar ama) bir yerinde, Sayın Başbakan birden durmuştu, bir soluk almıştı ve “Çok üzüldüm çok” demişti. Bu işareti alan “tarafsız gazetecilerimiz” birdenbire, bir ağızdan “Neye üzüldünüz Sayın Başbakanım” dedi. Ve Sayın Başbakan yanıt verdi; “karımı GATA’ya almadılar da ona” ve hatırlayacaksınız, sonra tam 15 gün, Türkiye’nin tüm televizyonlarında, bu konu tartışılmıştı; “Başbakanımızı kim üzdü, nasıl üzebilir” diye. Gerçi ne o oyuna pardon dilim sürçtü programa katılan o tarafsız gazeteciler, ne de bir başkası hiç şunu sormadılar; “Sayın Başbakan, bu olay ne zaman oldu” ve bir de “Kim almadı Sayın Başbakan kim? Genel Kurmay Başkanı mı, başhekim mi, kapıdaki mi, kim?” dediğim gibi “Hiç soru sormuyoruz” diyorum ya…

Gerçi soru soranlara da neler olduğunu bilmiyor muyuz sanki? Hep söylüyorum, Ruhat Mengi’nin en büyük reyting getiren programına ne oldu? Hani soruların sorulabildiği programına? Uğur Dündar da soru soruyor da bakın bakalım, sorun bakalım, hangi tür baskıların altında? Ve bir de yine hatırlayacaksınız, referandum öncesinde bir Siyaset Meydanı programında, Ali Kırca soru sormak istemişti de başına neler gelmişti, ve program nasıl sonuçlanmıştı.

Evet dediğim gibi her şey hiç soru sormamamızdan kaynaklandı. 1979-80’de de sormadık. “Bu silahları 18 yaşındaki gençler nasıl ve nereden alıyorlar” diye sormadık. Hiç merak etmedik bile. Sonra 1983’de yeniden demokrasiye(!) geçilirken “Herkesi veto etme yetkisi bulunan ve bu yetkisini sonuna kadar kullanan, hatta İnönü’nün oğlunu bile veto eden, Kenan Evren ve arkadaşları, nasıl oldu da, MSP’den İzmir adayı olup seçilememiş Turgut Özal’ı unutuverdiler?” Nasıl oldu bu? Hiç sormadık bunu. Acaba birileri mi “unutun, görmeyin” dedi? Kimler? Ve neden?

Dediğim gibi hiç soru sormadık ve sormuyoruz? 1983 de de sormamıştık. 2001 krizinde de sormadık. Bugün de sormuyoruz. Yine söylüyorum, soru sormak istemeyenlerden söz etmiyorum. Soru sormayınca devlet televizyonunda program yapıp, para alanlardan ve Başbakan, Cumhurbaşkanı uçağına binip gezebilelim diye soru sormayanlardan söz etmiyorum. Hani rahmetli Deniz Som’un o ünlü 30-35 kişilik listesinde yer alan liberal(!) aydınlardan(!) da söz etmiyorum.

Ama hiç sormuyoruz. Sevgili dostlar, bir düşünün. Tam tersi olsaydı ve biz 1980 de ya da 1983’te o soruları sorabilseydik, bugün nerede olurduk? 2001 krizi nasıl oluştu, Sayın Derviş nasıl geldi? Bunları sorsaydık, bugün nerede olurduk? Tayyip Erdoğan’ı, Başkan Bush daha milletvekili bile değilken nasıl olup da ve neden kırmızı halı ile karşıladı? İşte bunun gibi basit soruları, sorulması da yanıtı da basit, yanıtı ortada olan soruları, bir sorabilseydik…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://kutugundem.yetkinforum.com
 
Neden Soru Sormuyoruz?-Süheyl BATUM
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» psd nedir nasıl kullanılır? psd hakkında soru cevap?
» KUZEY KIBRIS
» Bekir'e karşı hislerim yok ki, neden uğraşayım
» cennet cehennem magarasi(mersin)
» Hakkı Bulut - Ah İstanbul - Nerden Bilsinler\ 45 MB

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kutu Gündem :: Gündem :: Yazılar-
Buraya geçin: