Kutu Gündem

Kutu Gündem - Siyasi ve Politik Meseleler
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İKTİDARIN EKONOMİ OYUNU

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 217
Kayıt tarihi : 20/11/10

MesajKonu: İKTİDARIN EKONOMİ OYUNU   Salı Kas. 23, 2010 11:37 pm

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Paris’te yapılan Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; işsizlik, sosyal güvencesiz istihdam ve yoksullaşma sürecinin sadece ekonomileri değil, demokrasileri de tehdit ettiğini, Türkiye’de son 10 yılın ekonomik politikalarının en büyük mağdurlarının, emekçiler, çiftçiler, emekliler, esnaf, işsizler yani geniş halk kitleleri olduğunu, küresel ekonominin getirdiği acımasız rekabet ilişkilerinin, işsizliği ve yoksulluğu arttırıp kronik bir soruna dönüştürürken, buna çözüm olabilecek sosyal devleti de gerilettiğini, aile birimini sarstığını, mutsuz çoğunluğun saflarını genişlettiğini belirtmiş.
İktidarsa, bir yandan ekonominin ülke tarihinin en başarılı döneminden geçtiğini, büyümede rekorlar kırıldığını, krizi en hızlı atlatan ülke olduğumuzu söylerken, diğer yandan ülke tarihinin en büyük mali yeniden yapılandırma planını yürürlüğe koymaya hazırlanıyor. Medya ve muhalefet tarafından “mali af” olduğu belirtilen böylesi bir uygulamaya ekonomide her şey yolundayken niçin ihtiyaç duyulduğu ise ayrı bir muamma.
Eğer ekonomiyi aynı kavramlar ve ölçütlerle değerlendiriyorsak, birbirinin taban tabana zıttı bu iki değerlendirmeyi nasıl anlamamız gerekiyor. Eğer ekonomiyi değerlendirme ölçütlerimiz tekse, bu durum bir tarafın doğru söylemediği anlamına gelmez mi?
Görünen o ki, son otuz yıllık tek yanlı ve yoğun neo-liberal propagandaya karşın, ekonomiyi anlama ve tartışma konusunda kullandığımız kavramlar ile bu kavramlara yüklediğimiz anlamlar konusunda tek sesliliği sağlama başarısı hala yakalanabilmiş değil. İdeolojiler bitti denilerek yok sayılmaya çalışılan bütünüyle ideolojik içerikli bu ayrım toplumun tamamı tarafından anlaşılabilir şekilde netleştirilmeden de sağlıklı bir tartışma yapmanın, kimin doğru kimin yanlış söylediğini anlamanın bir yolu yok.
BÜYÜME VE KALKINMA KAVRAMLARI
21.09.2010 tarihli “Bu Bilgileri Gazetelerin Ekonomi Sayfasında Okuyamazsınız” başlıklı yazımızda tartışmanın temelini oluşturduğunu düşündüğümüz, “planlama” ve “piyasa” kavramları arasındaki en temel farkın “ekonomik gelişmeye” yüklenen anlam ve içeriğine ilişkin olduğunu belirterek, planlı ekonominin “kalkınma” kavramı ile piyasa ekonomisinin “büyüme” kavramların neyi ifade ettiklerini tartışmaya çalışmıştık.
Anılan yazıda çok genel olarak, “Ekonomik Büyümenin”, yalnızca parasal büyüklükleri ve ekonomik faaliyetlerdeki niceliksel artışı ifade ettiğini, ekonomik faaliyetlerin içeriği, varsa üretimin yapıldığı yer (ülke, bölge), üretim süreci, mülkiyet yapısı, çalışanların sigortalı ve sendikalı olmaları, gelir dağılımındaki adalet, bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesi, ortalama yaşam süresi, eğitim düzeyi, vb. gibi süreç ve niteliğe ilişkin hususların, “kalkınma” kavramından farklı olarak ekonomik büyümenin konusu ve parametresi olmadığını söylemiştik.
Bu yazıda kavramları tartışmaya, çok önemli olduğunu düşündüğüm “büyüme” ve “kalkınma” kavramlarına ilişkin olarak kaldığım yerden, (somut bazı örneklerle ve ekonomiyi normal insanlar için özellikle anlaşılmaz kılmak için yaratıldığını düşündüğüm birçoğu İngilizce kelimeleri kullanmaksızın) devam etmeye çalışacağım.
Yurt dışında üretilmiş bir ürünün, tüketici kredisi veya kredi kartı kullanılmak suretiyle satın alındığını varsayalım. Bu örnekte, yurtdışında üretilmiş bir malın, yine yurt dışından borç alınarak, bankacılık sistemi kanalıyla tüketicilere kredi olarak verilmiş olan parayla satın alınmış olması, ekonomik “büyüme”nin sağlanması için yeterlidir.
Bu durumda, yurt dışından alınan malın değeri ithalat rakamlarına, kullanılan kredi finans sektörüne, malın satış sürecindeki parasal işlemler ise ticaret sektörüne büyüme olarak yansıyacak, ülke içinde herhangi bir üretim ve istihdam olmaksızın ciddi bir büyüme rakamına ulaşılabilecektir.
Bu örnek “büyüme istihdam yaratmıyor” tartışmalarının ne kadar anlamsız olduğunu ortaya koyması açısından da büyük önem taşımaktadır. Doğaldır ki, yurt dışından alınan borçla, yani krediyle alınan, yurt dışında üretilmiş bir kazağın yarattığı istihdam, yalnızca o malın ithalat ve pazarlama sürecinde yer alan kişilerle (gümrük memuru, tezgahtar, vb.) sınırlı kalacak, harcanan para ve büyümeye yansımasıyla orantılı bir istihdam ve katma değer yaratmayacaktır. Üretmeden tüketerek ekonomik büyümenin sürdürülebilmesinin tek yolu olarak sistem, dış borç ve bağımlılık üretecek, hane halkı borçlarının (kredi kartı ve tüketici kredisi) sürekli olarak artmasına neden olacaktır.
Düşük dolar kuru politikasının sonucu olarak, daha da hızlı şekilde borç yaratmaya başlayan bu sürecin kamuoyu gözünde meşrulaştırılması için, her gün televizyonlarda boy gösteren neo-liberal “ekonomistlerin” ağızlarından düşürmediği, “borçtan korkmamak lazım, ekonomimizin büyüyebilmesi için dış kaynağa muhtacız” sözünün, -hele ki gelen para sabit sermaye yatırımlarına gitmek yerine bizde olduğu gibi portföy yatırımlarına ve tüketime gidiyorsa- zehirli elmayı şekerle kaplayarak yedirmekten başka anlamı bulunmamaktadır.
Bu örnekte ekonomik kalkınmanın gerçekleştiğini söylememiz ise doğal olarak söz konusu olamayacaktır. Kalkınmanın sağlanabilmesi için üretimin yurt içinde gerçekleşmesi, tüketimin hane halklarının öz kazançları (ücret, kar, vb.) ile karşılanması ve yaratılan katma değerin ülkenin sosyal ve ekonomik gelişmesinin (kalkınmasının) devamını sağlayacak yatırımların finansman ihtiyacını karşılayacak düzeyde gerçekleşmesi gerekmektedir ki, bunun doğal sonucu olarak istihdamda artış olacak, diğerinin tersine ekonomik faaliyet dış borç ve bağımlılık yaratmayacaktır.
BÜYÜME VAR KALKINMA YOK
Büyüme” ve “kalkınma” kavramlarının taşıdığı anlamların nasıl bir birinden farklı olduğunu gösterecek bir diğer örneği menkul kıymet piyasalarına ilişkin vermek uygun olacaktır.
Örneğimize geçmeden önce, menkul kıymet piyasalarının nasıl oluştuğu ve nasıl çalıştığına ilişkin birkaç kısa bilgiyi sizlerle paylaşmak isteriz. 1971 yılında doların altına dönüştürülebilirliğinin kaldırması sonucunda, ABD’de konut kredileri karşılığı alınan ipoteklerin menkulleştirilmesi (mortgage) ile başlayan süreç, ekonomilere bilanço dışı kaynakların menkulleştirilmesi (securitization) yoluyla sınırsız finansal kaynak yaratma olanağı sağlamış, menkulleştirilen alacakların geçerli bir ekonomik gerekçeye dayanmaksızın türev enstrümanlar ve spekülatif işlemlerle değerlerinin sürekli arttırılması sonucunda ekonomiler, kontrolsüz şekilde büyümüş, hane halklarının/bireylerin refahına sağladığı ödünç katkının (ABD’de para bolluğu döneminde yüksek bedeller ödenerek alınan konutlar, sistem çöktüğünde satın alınan fiyatların çok altında değerler karşılığında haciz yoluyla ellerinden alınmıştır) dışında toplumsal kalkınmaya herhangi bir katkı sağlamaksızın, parasal değer olarak sürekli büyüyen/şişen balonlar haline getirilmiştir.
Gayrimenkul yatırımını seven bir ulusun evlatları olarak, örneğimizi gayrimenkul sistemine ilişkin vermek, konunun daha doğru anlaşılabilmesini sağlamak açısından uygun olacaktır. Çok kaba bir tanımla, bir Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın (GYO) değeri, alacak ve borçların eşit olduğu varsayıldığında, portföyündeki gayrimenkullerin değerlerinin toplamından oluşmaktadır. Bu durumda anılan GYO’nun portföyünde yer alan gayrimenkullerin değer ve getirilerindeki (kiralarındaki) her artış otomatik olarak GYO’nun değerinin de artmasını sağlayacaktır.
Talepteki ve hane halkı öz gelirlerindeki artıştan bağımsız olarak, tamamen spekülatif işlemler sonucu gayrimenkullerin aşırı değerli hale getirilmesi (ABD’de başlayan krizin, konut fiyatlarında yaratılan spekülatif değer artışları–balon- sonucu olduğu ve Çin’in emlak değerlerindeki aşırı artışları engellemek için mevduat munzam karşılıklarını artırarak tüketici kredilerini pahalı hale getirmeye çalıştığı hatırlanmalıdır) GYO’nun değerini artıracak, artan bu değer gayrimenkul sektörünün büyümesi olarak büyüme rakamlarına yansıyacaktır.
İlk örneğimizde olduğu gibi ekonomi, herhangi bir yeni üretim olmadan ve yeni istihdam yaratmadan büyümüş, ancak yine ilk örneğimizde olduğu gibi toplumsal kalkınma açısından herhangi bir olumlu sonuç sağlanmamıştır.
Her iki örneğimizde de, piyasacı bakış açısı doğrultusunda, yalnızca büyümeyi sağladığı için olumlu algılanan ekonomik faaliyetler/finansal işlemler, planlı ekonomi açısından değerlendirildiğinde, borç yaratmasına karşın, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya, hane halklarının/bireylerin refahına, iş bulmasına gerçek anlamda katkı sağlamayan, katma değer yaratmayan, buna karşılık israfa neden olan ve dışa bağımlılık yaratan uygulamalar olarak görülmektedir.
Bu görüşleri test edebileceğimiz son örnek İrlanda. İzlanda, Yunanistan, Portekiz, Macaristan derken sıra, neo-liberal ekonominin başarı hikâyelerinden biri olarak yakın zamana kadar tüm dünyaya örnek gösterilen İrlanda’ya gelmiş durumda. AB Haber.com isimli internet sitesinde yer alan, “İrlanda ekonomik kriz ile karşı karşıya” konulu bir haberde (http://www.abhaber.com/haber.php?id=29899); “İrlanda'da mali kriz etkilerini göstermeye başladı. İşsizlik ciddi oranlarda yükselirken, krize gerekçe olarak yıllarca inşaat sektörüne ve emlak piyasasına bel bağlanılması gösteriliyor. Hızlı büyüme, düşük giderler ve yoğun iş gücü İrlanda’yı en iyi tanımlayan sözcükler olarak kabul ediliyor. Yıllarca, ekonomide yaşadığı canlanma ve dilinin İngilizce olmasının da etkisiyle, İrlanda refah düzeyi yüksek ülkeler arasında bulunuyordu. Bugün durum tersine döndü. Ekonomistler İrlanda’nın 2008 yılından bu yana ciddi finansal problemlerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Günden güne daha fazla işletmenin kapandığı ve işsizliğin arttığı İrlanda’da, altın çağın sona erdiği belirtiliyor” denilmekte. Sırada, İspanya mı, yoksa son günlerde borçlarını döndürmekte sıkıntıya düştükleri belirtilen Amerikan Eyaletleri mi var hep birlikte göreceğiz. Doğası gereği sürekli krizlerle kesilen neo-liberal büyüme politikaları, ülke ekonomilerini dış etkenlere bağlı olarak kırılgan hale getirmekte, hane halklarını her an işleri dahil tüm varlıklarını kaybetme riskiyle yaşamak zorunda bırakmaktadır.
Tüm ekonomi medyasının, sözde İrlanda ekonomisini kurtarma adına, yüz milyar avro borç karşılığında ekonomiyi/ülkeyi yönetme hakkını fiilen AB, AMB ve IMF’ye teslim ederek, bu krizlerin doğmasına neden olan sistemi koruma kararı veren “cesur” İrlanda hükümetine övgüler yağdırdığı bir ortamda, Kemal kılıçdaroğlu’nun, Paris’te, “istihdamsız büyüme” ve “dışa kanama”dan yani, yurt içinde istihdam ve katma değer yaratmayan ekonomik yapının, sosyal yapıda yarattığı tahribattan bahsetmiş olması büyük önem taşımaktadır.
Ahmet Müfit
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://kutugundem.yetkinforum.com
 
İKTİDARIN EKONOMİ OYUNU
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» mağazacılık oyunu
» Deer Drive Avcılık Oyunu Full Tek Link No Rapid
» Karanlık Hapıs

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kutu Gündem :: Gündem :: Yazılar-
Buraya geçin: